25 Şubat 2012 Cumartesi

Vagon Li ve Türk Dili

KPSS'ye çalışırken öğrendiğim 89 yıl önce bugün yaşanan Vagon Li olayı,
1933 yılında Vagon-Li Şirketi'nin müdürünün Türkçe konuşan memuruna şirketin resmi dilinin Fransızca olduğunu bildirilerek, para ve işten uzaklaştırma cezaları vermesiyle başlamış olaylardır.


25 Şubat 1933 günü aralarında Peyami Safa, Cahit Arf gibi tanınmış isimlerin de bulunduğu Darülfünun ve Milli Türk Talebe Birliği öğrencileri, toplanıp şirketin Beyoğlu'nda bulunan şirket bürosu önünde protesto gösterileri yapmaya başlamışlar daha sonra olaylar büyümüş, camları kırarak büroya giren öğrenciler, Mustafa Kemal'in duvarda asılı olan resmini aldıktan sonra büroyu tahrip etmişlerdir. Grup, ellerinde Mustafa Kemal resmi ve Türk bayraklarıyla şirketin Karaköy bürosuna gelmiş, aynı şekilde Mustafa Kemal'in resmini duvardan aldıktan sonra büroyu tahrip etmişlerdir. En sonunda İstanbul Valiliği'nin önüne gelen kalabalık, gazete binalarının önünde bir süre daha gösteriyi devam etmişler ve ellerindeki Mustafa Kemal resimlerini Halkevine teslim ettikten sonra dağılmışlardır.
Yaşanan olaylar üzerine şirket, Naci Bey'i işe başlatmış, Azınlıkların ve gayri müslimlerin yoğun olarak yaşadığı Pera (Beyoğlu) civarında birçok yabancı şirket, Türkçe isim kullanmaya başlamış ve yeniden "Vatandaş Türkçe Konuş" kampanyası başlatılmıştır. Vagon-Li şirketi daha sonra Osmanlı Devleti döneminden kalan birçok yabancı şirket gibi devletleştirilmiştir.


89 yıl önce Cumhuriyet'in getirdiği o milli duruş, direnç bugün var mı peki? Diline sahip çıkan bir gençlik var mı?
Bugün aynı olaylar yaşansa, protestocu öğrenciler gözaltına alınır, bir güzel dayak yer, büyük bir ihtimalle hapis cezası alır ileri demokrasimizde!

Türk dili bugün egemen dil İngilizce'nin işgali altındadır. Türkler kendi aralarında İngilizce konuşmakta, yazışmakta, birçok üniversitede eğitim dili İngilizcedir, birçok Türk mekanının adı İngilizce yazılmaktadır. Türkçe yazılan bir lokanta, kafeterya veya herhangi bir işyeri tabelasına nadiren rastlanmaktadır. Türk dilinden, kimliğinden utanma had safhadadır.

Özetle; 89 yıl önce bugün Türk diline, Türk kimliğine, milli benliğine, ülkesine, bağımsızlığına sahip çıkan Cumhuriyet ruhunu, Atatürk gençliğini bugün çok arıyoruz.

Arda Girgin

Kaynak: Vikipedi



19 Ocak 2012 Perşembe

Agos Önü

Agos Önü

Bir Cuma günü
Agos'un önü
Oldu kan gölü
Yerde yatıyor ölü






Güvercinleri ürkütmeyin
Özgürce uçabilsin
Hrantları öldürmeyin
Düşünceyi savunabilsin

O özgür bir güvercindi
Avcı gagasından vurdu gitti
Onu köpeklere yem etti
Avcılar öldürmeyin güvercinleri

Bu ne biçim ülke anlayamadım ki
Ölmeden önce vatan hainiydi
Şimdi oldu şehit gazeteci
Yarın öbür gün unutulmayacak mı

Biz yüzyıllarca kardeşçe yaşamadık mı
Soykırım denen hikaye emperyallerin uydurması
Şimdi onların eline öyle bir koz verdik ki
Bu fanatik meczup katil vatanına mı hizmet etti

Arda Girgin

Hrant Dink 5 yıl önce bugün öldürüldüğünde yazmıştım bu satırları... Katilin arkasındaki karanlık güçlere hala dokunulamadı.Katili de yaşının küçük olması nedeniyle yakın bir zamanda serbest kalacak.Hrant Dink de böyle Ocak aylarında gündem saptırma malzemesi,mezesi olarak kullanılacak,unutulacak.Bu cinayet tarihin puslu sayfalarında yerini alacak. Nokta.......................

13 Ocak 2012 Cuma

Zeitgeist-Zamanın Ruhu






Zeitgeist(Zamanın Ruhu) belgeselini nihayet izleyip bitirdim.


İyice anlamak için bir daha izlemem gerektiğini de düşünüyorum.


Belgesel yaşadığımız kapitalist sürecin yarattığı sorunları kaynağıyla birlikte ele alıyor.İşsizlik başta olmak üzere yaşamış olduğumuz bir sürü sıkıntıyı kapitalizmin yarattığını anlatıyor.


Sadece bunlara değil insan anatomisinden,anne karnındaki çocuk gelişimine,bu gelişimi engelleyen

nedenlere,Darwin'e,biyolojiden,psikolojiden felsefeye bir çok konuya derinlemesine giriyor.Yer yer ekonomi dersinde gibi hissediyorsunuz kendinizi...


Dünyadaki toplam servetin yüzde 40'ının sadece yüzde 1'lik kesimin elinde olduğunu öğreniyorsunuz.Gandi'nin ''Şiddetin en ölümcül biçimi yoksulluktur sözü'' ile yoksulluğun savaşlardan daha çok insan öldürdüğü anlatılıyor.


Yine belgeselden aklımda kalan bir cümle:''Ne kadar az adalet ararsan o kadar az açı çekersin.Çünkü adalet diye bir şey yoktur.''


Yaşadığımız kıtlığın yoksulluğun,buna bağlı gelir adaletsizliğinin,daha birçok sorunun kaynağı kapitalizm,kabul ama çözüm ne?Sosyalizmin de çözüm olmadığı,yıkıldığı ortada,bir üçüncü yol olmalı ama ne olmalı?



Son bölümde çözüm önerilerini de sunuyor.İşte benim bu noktada bazı eleştirilerim olacak:


*Kaynak bazlı ekonomiden,kaynakları etkin kullanmaktan bahsediyor.Peki bu kaynaklar nasıl paylaşılacak?


*Teknolojinin işsizliği arttırdığını söylerken makineleşmeyi savunuyor,her işi insanların yerine makinelerin yapacağını söylüyor,arabaların şöförsüz olacağını söylüyor.Peki tamam otomasyona,teknolojik yeniliğe karşı değilim ama teknolojik gelişmenin arttırdığı işsizlik nasıl çözülecek?Burada bir çelişki var.Doğada herkese yetecek kadar kaynak var diyor.Doğada herkese yetecek kaynak var,o zaman çalışmaya gerek yok,böyle bir mantık da pek adaletli değil.


*Paranın artık kullanılmayacağını,buna gerek kalmayacağını söylüyor.Peki bankalar,borsalar,bu kadar mevduat,bunların sahiplerinin kazanılmış hakları ne olacak?Paranın yerine ne kullanacak?



Bu 2 saat 40 dakikalık eğitici,öğretici,düşündürücü belgeseli izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

Arda Girgin

7 Ocak 2012 Cumartesi

Metin Uca-Hakuna Matata-Takma Kafana



Hakuna Matata,Metin Uca'nın tek kişilik gösterisinin adı;anlamı takma kafana demek... ''Hiçbir şeyi kafana takmazsan rahat edersin!'' diyor Metin Uca.


Metin Uca,gösteride gazete küpürlerindeki,haberlerdeki,TV programlarındaki trajikomik olaylardan yola çıkarak Türkiye'ye özgü çelişkileri yansıtıyor,burası Türkiye dedirtiyor,ağlanacak halimize güldürüyor.


İzleyenler,yok artık bu kadar da olamaz diyor,bu gerçek mi,yok yok gerçek değildir diyor,ne yazık ki hepsi gerçek;acı ama gerçek...


Metin Uca,yaşanan bu süreci akıl ve bilimden uzaklaşmaya bağlıyor,hiçbir şeye tepki göstermediğimizi,her şeyi çok çabuk kabullendiğimizi söylüyor.


Hiç arasız 1.5 saatte biten gösteri sonunda acı acı güldüm,kahkahalarla ağladım.Uzun uzun düşündüm.Kafamda bir sürü soru işaretleri kaldı.Metin Uca,eğlenceli uslubu,renkli kişiliğiyle,ince mizahıyla sıkmadan soluksuz izlettiriyor.


Küçük bir eleştirim var Metin Uca'ya:Haksız tutuklamalara üstü kapalı olarak değinse de gündemdeki sıcak gelişme;İlker Başbuğ'un tutuklanmasına değinmesini bekledim,değinmedi.Bir de akıl ve bilimden uzaklaşmaktan bahsederken bunun asıl nedeni;bireylikten çıkıp kul olmamızdan,tarikatlaşma ve cemaatleşmeden bahsetmedi,dokunanın yandığı malum odaktan hiç söz etmedi.



Herkese bu Türkiye gerçeğini,özetini izlemesini tavsiye ederim,hem gülecek,hem düşünecek,hem de eğleneceksiz.


Arda Girgin


Fotoğraflar biraz kötü ve karanlık ama idare edin artık :)


14 Aralık 2011 Çarşamba

Platini,Uefa ve Şike




2010 Dünya Kupası elemeleri...Fransa-İrlanda Playoff maçı... Henry'nin elle attığı golle UEFA başkanı Platini'nin Fransa'sı Dünya Kupası'nda!..

2012 Avrupa Şampiyonası Elemeleri...Fransa-Bosna maçı... Bosna yense 1. olup direkt olarak Euro 2012'ye gidecek,Fransa Playoff oynayacaktı.Bosna 1-0 öndeyken Fransa dandik bir penaltıyla beraberliği yakaladı.Pozisyonda faul olmadığı gibi hareket de ceza sahası dışındaydı.Neticede Platini'nin Fransa'sı Avrupa Kupası'nda!..

Euro 2016 da Platini'nin Fransa'sına verildi. Daha önce Fransa'da 2 Dünya,2 Avrupa Kupası düzenlenmesine rağmen...Fransa'nın Euro 2016 organizasyonu için yarıştığı Türkiye'de ise nedense Dünya Kupası da Avrupa Şampiyonası da düzenlenmedi!


En son rezalet geçen gün yaşandı. 7-1'lik Lyon-Dinamo Zagrep maçı... Zagrep'lilerden biri gol yedikten sonra rakip oyuncuya göz kırpıyor,Zagrep defansı bırakıyor ya da göstermelik basıyor.Kaleci daha top ceza sahasına gelmeden yatıyor! İzlemeyi bıraktım,midem bulandı,sinirlerim bozuldu,yıllar önceki Elazığ-Diyarbakır maçı ve İzmir takımı Altay'ın düşmesi aklıma geldi.
Platini'nin ülkesinin takımı Lyon'a sadece 7-1 galibiyet yetmiyordu tabii ki... Ajax'ın da Real Madrid'e farklı yenilmesi gerekiyordu.Ajax'ın buz gibi 2 golünü ofsayt gerekçesiyle vermedi hakem!Real Madrid Ajax'ı 3-0 yendi.
Platini'ye bu maçtan sonra şike iddialarınu soruyorlar:'' Bu maçla ilgili hiçbir şüphem yok'' diyor! UEFA başkanının maçtan hemen sonra sıcağı sıcağına karar vermesi şaşırtıcı gerçekten.. UEFA Fenerbahçe ile ilgili kararı da hemen vermişti.Türkiye'deki gazete küpürlerinden,savcı ile ayak üstü görüşmesinden...Neticede Fenerbahçe'yi masumiyet karinesine aykırı olarak mahkumiyet karinesi ile mağdur etti UEFA... FB'yi mahkum eden UEFA,aleni şike yapan Lyon'u mahkum edecek mi? Hiç sanmıyorum, Lyon Platini'nin takımı,kollanır.Çifte standartlı UEFA'dan bu beklenir.


Hukuka da Fransız olan Platini,Fenerbahçe'yi kesinleşmiş yargı kararı olmadan peşinen mahkum ederken ülkesinin takımı Lyon'u şike yapılmamıştır diyerek peşinen savunuyor.Bu maçı araştırın,soruşturun, yapamıyorsanız bizim özel yetkili gazeteci Mehmet Baransu'yu, özel yetkili savcıyken özel yetkili milletvekili olan Şamil Tayyar'ı,her boka ROK'u gönderelim!


Yukarıda saydığım olaylarda talih kuşlarının hep Platini'nin Fransa'sına ve Fransız Lyon'a gülmesi tesadüf mü?!




Bir değil iki değil üç değil bu Platini'nin vukuatları,yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.
Futbolda organize çete varsa en büyük organize çete UEFA'dır.Şikeci varsa şikecinin ağababası Mösyö Platini'dir.




Platini,Fenerbahçe'yi protesto ederseniz,dava açarsanız şunu şunu yaparım diye tehdit ederek en doğal hak olan dava açma hakkını,en demokratik hak olan protesto hakkını bile tanımıyor.Dedik ya hukuka Fransız,demokrasiye de Fransız Platini,aynı lideri Sarkoyz gibi...
Fenerbahçe'nin,doğal olarak Türkiye'nin bu kadar açık bir haksızlığa uğraması karşısında UEFA Asbaşkanı olan Fenerbahçeli Şenes Erzik ne yapıyor?Hiçbirşey yapamıyorsa istifa etmek de mi aklına gelmiyor?Nedir bu koltuk,makam aşkı,doymadın mı?Başkan olamayacağın belli, ömür boyu UEFA Asbaşkanı olarak mı kalacaksın?


Nato bitti,Amerika bitti,AKP bitti,şimdi sıra UEFA'ya mı geldi diyecek ailem,başın belaya girecek,kimse sana iş vermeyecek diyecek,belki bu yazdıklarım silinecek,belki blog şifrem değişecek giremeyeceğim ama kendim yazıp kendim okusam da yazmaya devam edeceğim.Vicdanımdan taşanları durdurmam mümkün değil. Fuzuli'nin dediği gibi: ''Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil.''


Arda Girgin


Not:Bu satırlara sakın fanatik bir Fenerlinin hezeyanları demeyin,bu satırların yazarı Beşiktaşlıdır.Ama bu mesele Beşiktaş,Fenerbahçe,Galatasaray meselesi değildir.Bir Türk takımı Fenerbahçe'nin,Türkiye'nin hakkının,hukukunun yenmesidir. Lütfen herkes taraftar gözlüğünü çıkarsın,zerre kadar vicdanları varsa FB'ye oh olsun mantığıyla hareket etmesin.Yarın aynı haksızlık kendi takımlarına yapıldığında şikayet etme hakları olmaz.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Dersimiz Dersim,Tarihimizle Yüzleşelim!




Dersim tartışması durup dururken CHP'li bir milletvekili tarafından açıldı.AKP ise doğal olarak bunu CHP'yi ve Atatürk'ü suçlamak için fırsat olarak bildi.Bu gündemin üstüne balıklama atladı.

Yandaki fotoğrafta gördüğünüz kişi; isyanın elebaşısı,o zamanın teröristi,idam edilen Seyit Rıza...

Ben Dersim olayı ile ilgili birçok kitap okudum,Dersim'i iyi çalıştım.

1935 yılında Tunceli vilayeti kuruldu.O vilayetin ve bölgenin eski ismi Dersim'di.

''1936 yılının ilk aylarından başlayarak Tunceli ilinde reform uygulamalarına ve yoğun inşaat çalışmalarına girişildi.Bir yandan yollar açılmaya,köprüler yapılmaya,okullar,karakollar inşa edilmeye;diğer yandan da vilayet idare ve adliye teşkilatında reform yapılmaya başlandı.Kısacası,yeni adı Tunceli olan Dersim yöresi halkını kalkındırmak için uğraşılıyordu.Bu kalkınma atılımı seyyid,ağa,bey takımının hiç hoşuna gitmedi.Onlar üretmeden tüketmeye,hırsızlık ve soygunlarla yaşamaya,cahil halkı sömürmeye alışmışlardı.İlkel düzenlerinin bozulacağını anladılar ve kalkınma çalışmalarına karşı önce pasif direnişe geçtiler.''(Bilal N. Şimşir-Kürtçülük II-s:395-396-397)

Daha sonra köprü yıktılar,telefon kellerini kestiler,jandarma birliğine pusu kurdular.Karakolları,Jandarma bölüklerini bastılar.

En sonunda hükümete ültimatom göndererek Dersim'de jandarma bulundurulmaması,yeni köprüler inşa edilmemesi,bölgede yeni bir idari gücün kurulmamaması,silahların ellerinden alınmaması ve vergilerini hükümetle yapacakları müzakerelerde elde edilecek sonuçlara göre ödenmesine izin verilmesini istediler.


Dönemin Apo'su Seyit Rıza ve aşireti şimdiki PKK gibi bölgenin kalkınmasını,gelişmesini,ilerlemesini istemiyordu.Devlet otoritesini tanımıyor,askere gitmek,vergi vermek istemiyordu.Osmanlı'dan kalan ayrıcalıklı,özerk konumlarını korumak istiyorlardı,sorunun asıl kaynağı buydu.


Seyit Rıza,İngiltere Dışişleri Bakanlığına mektup yazarak yardım istemiştir.Mektubun sonunda da Seyit Rıza-Dersim Başkomutanı yazmıştır.Bu bile Seyit Rıza'nın ihanetini ortaya koymaya yeter.


Atatürk'ü suçlamak yetmedi,şimdi Dersim Harekatına katılan manevi kızı,Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen'i suçluyorlar.Sabiha Gökcen'e katil diyorlar,onun adının havaalanından silinmesini istiyorlar.Dünyada bir harekata katılan uçak pilotunu katillikle suçlayan tek ülkeyiz herhalde!Atatürk harekat sırasında uçağın düşürülmesinden çok korkmuştur ve Sabiha Gökcen'e kendini koruması için kendi silahını vermiştir.Sabiha Gökçen anılarında keçileri bile bombaladıklarını itiraf etti diyorlar bi de...Sabiha Gökçen'in Oktay Verel tarafından kaleme alınan anılarını okudum,orada Dersim harekatını pek fazla ayrıntıya girmeden anlatır Sabiha Gökçen ama kitapta böyle bir ifade yok.(Atatürk'le Bir Ömür-Sabiha Gökçen)


CHP yavaş yavaş bir redd-i miras anlayışına doğru gidiyor.Mustafa Muğlalı'nın isminin kışladan kaldırılmasını istedi Kılıçdaroğlu,kaldırıldı.Şeriatçılar ve Kürtçüler çok memnun oldu!Mustafa Muğlalı olayını daha önce anlatmıştım.http://bihaberport.blogcu.com/mustafa-muglali-olayi-ve-kilicdaroglu/8781816 Şimdi de Atatürk'ü ve CHP'yi karalayan Dersim tartışması CHP'li olmadığını söyleyen CHP milletvekili tarafından üstelik Atatürk'ün öldüğü 10 Kasım'da Fettullahçı Zaman Gazetesi'nde çıkan röportajla açıldı!Bu milletvekiline sadece kuru bir uyarı yapılırken bu milletvekilini eleştirenlere disiplin yolu açıldı!Yeni CHP ile söylenecek çok sözüm var ama bu yazının konusu değil.


Dersim'izi iyi çalışalım,tarihimizle yüzleşelim! ama tarihle yüzleşme safsatası altında Atatürk'ü,Cumhuriyet'i tarihi ters yüz ederek karalamayalım.


Bu konu ile ilgili tavsiye kitaplar:
Atatürk'le Bir Ömür-Sabiha Gökcen
İsmet Paşa'nın Kürt Raporu-Saygı Öztürk
Kürt İsyanları-İsmet Bozdağ
Kürtçülük II-Bilal N. Şimşir

Arda GİRGİN

28 Ekim 2011 Cuma

Türkcan Seni Unutamam









Türkcan seni anlatmaya nereden başlasam,sözcükleri nasıl toparlasam,cümleleri nasıl sıralasam?


İlkokulda sınıf arkadaşım,alt komşumdun.Sonra aynı mahallede başka bir eve taşınmıştınız.Birbirimizin evine gidip gelirdik ders çalışmak için!Ben tembeldim,benim derdim ders çalışmak değildi,derdim oyun oynamaktı,oyun oynayacağız diye dört gözle beklerdim bizim eve geldiğin zaman... Bizim dar ve uzun koridorda futbol oynardık.Rövanşını sizin evde yapardık,basket de oynardık.Okey taşlarını futbolcu yapıp futbol oynatırdım ben hatırlar mısın,sana da öğretmiştim,ben yavaş ve aheste oynarken sen okey taşıyla bam diye vururdun bilyeye,gol attım,yendim derdin. Ne atari vardı o zaman,ne Playstation,ne bilgisayar,tek oyuncağımız bunlardı işte...

Sizin evin dibindeki Kız Meslek lisesine de giderdik futbol oynamak için... Sana hep boş kaleye gol attığın için beleşçi derlerdi ilkokulda... Seninle top oynarken ettiğimiz kavgaları bile özledim,bir kere top oynarken kavga ettiğimizde;uzaktan akrabalığımız bile var bizim bunla demiştin,hiç unutmam.Uzaktan akrabalık değildi ama şöyle bir yakınlık vardı aramızda:Annesi Nesrin teyze,rahmetli anneannemin komşusuydu,annem ve rahmetli anneannem küçüklüğünü bilirdi annesinin...

Neyse,kavga demiştim, senle dershane servisinde ettiğimiz kavgaları bile özledim,küs duramaz hemen barışırdık,sen küs durmayı sevmedin,servisten eve doğru giderken benim gönlümü alırdın,barışırdık.

Dershane,servis demişken aklıma geldi birkaç sefer rahmetli baban Yakup amca arabayla götürmüştü bizi dershaneye ilkokul 5. sınıfta... Çok severdim onu da şeker gibiydi,espriliydi... 5 yıl öne kaybetmişsiniz,duyunca çok üzülmüştüm,öldükten 1 yıl sonra öğrendiğim için başsağlığı dileyemedim,acını tazelemek istemedim.Bu yüzden hala mahcubum sana karşı...

Servis dedik,5. sınıftaydık,hani ben ilkokula servisle gidiyordum,birgün sen de misafir olarak bindin servise,sonra bana sen niye servisle gidiyorsun,evin yakın,birlikte yürüyelim dedin,ben sonra servisten ayrıldım,çantam ağır geliyordu o yüzden servise biniyordum ama senle konuşa konuşa eve kadar yürürken zaman da çabuk geçiyordu,yol da çabuk bitiyordu,çantanın ağırlığını da hissetmiyordum.

İlkokuldayken birgün sizin evde doğum gününü kutlamıştık hatırlıyor musun? Ben,sen,Rauf,sadece 3 kişiydik ama çok eğlenmiştik.

Yine aynı senelerde bizim evin aşağısındaki kahvede FB-BJK maçını izliyorduk.O zaman maçları Cine 5 veriyordu.Ben Beşiktaşlıyım,sen Fenerliydin.Maç O-O'ken son dakikada Sergen bir frikik atıyordu hani,çocukluk arkadaşım Burak'la 50 kuruşuna iddiaya girmiştiniz.Sen atamaz demiştin,Sergen golü atmıştı.Belki de tek borcun o 50 kuruştu,çünkü sen kimseye borçlanmazdın.Yine öldüğün gün de bir Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi vardı,ne yazık ki izleyemedin!



Rauf,Beşiktaş-Fenerbahçe demişken hani Rauf'la beni bir günlüğüne Fenerbahçeli yapmıştın okuldan eve dönerken hatırlar mısın,seni kıramamıştık olduk demiştik.Eve dönünce düşündüm,bunun ne kadar mantıksız olduğunu anlayıp Beşiktaş'a geri döndüm.Yarım saatlik bir Fenerbahçeliliğim var sayende...



İlkokul andacında sanık sandalyesi diye bir bölüm vardı hatırlarsın;senin suçun orada ikametgah değiştirmekti,benimkisi karate yapmak... Andaçta benimle ilgili;''Aramızda kalsın ama size tavsiyemiz sinirliyken yanına yaklaşmayın.Çünkü böyle anlarda kafa veya kolla kurtulmak mucizedir'' diye yazmıştın.





Yıllar sonra ilkokul arkadaşlarıyla toplandığımızda görüşmüştük,Güzelyalı'dan,İnciraltı'na,oradan Alsancak'a baya gezmiş,eğlenmiştik.Dönüşte senin arabada çantamı unutmuştum.Telefonumun şarjı bittiği için cep telefonunu da kaydedemiştim.Andaçtan buldum ev telefonunu,biz ilkokuldayken cep telefonu yoktu malum... Evin yakın zaten gittim hemen aldım.



Ondan sonra bir de yine ilkokul arkadaşlarıyla toplanıp İnciraltında kahvaltıya gitmiştik birlikte...Ondan sonra bir daha görüşemedik ne yazık ki!..



En son seni Güzelyalı'da bir kafede görmüştün,yanında kız arkadaşın olduğun için çekindim,yanına gitmedim.Nereden bilebilirdim ki son görüşüm olacağını? Bilseydim yanına gelmekle kalmaz,bıktırana,sen beni kovana kadar son kez uzun uzun geçmişten,anılardan... konuşurdum.





Her ölüm erken ölümdür der şair Cemal Süreya,senin ölümün baya erken oldu be Türkcan,kalleşçe,kahpece,şerefsizce bir kurşunla...Ah Türkcan ah!



Andaçta senin için yazıldığı gibi;''Senden ayrılacağımıza asla üzülmüyoruz çünkü sen bizim kalbimizde ve gönüllerimizde hayat boyu yaşayacaksın.Sen unutulup gidecek biri değilsin.''



Şimdi ben Kız Meslek lisesinin,sizin evin oradan nasıl geçeceğim Türkcan,Kız Meslek Lisesine oy kullanmaya giderken bile ayaklarım geri geri gidecek,ah Türkcan ah!..



Önce Hasan Berk gitti genç yaşta trafik kazasıyla aramızdan,şimdi de sen...





Bu satırları yazmak için gözyaşlarımın kurumasını bekledim,gözyaşlarım bu satırların sonunda tekrar sel oldu.Toprağın gözyaşlarıyla ıslansın ,toprağın bol olsun...Yakup Amcaya ve Hasan Berk'e selam ve sevgilerimi ilet.Nur içinde yat.