Burada sinemadan tiyatroya,siyasete,spora,müziğe,mizaha kadar bir çok konuda görüşlerimi,yazılarımı,şiirlerimi paylaşacağım.Her yorum bir fikri temele dayandığı sürece değerlidir.Görüş,yorum ve eleştirilerinizi bekliyorum.
23 Nisan 2012 Pazartesi
Telefonda Alo Dememizin Hikayesi
Telefonu icat eden Graham Bell, ilk telefon hattını sevgilisinin evine çeker. Bir gün atölyesinde telefon çalınca arayanın sevdiği kızdan başkası olmayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz ''Alessandra Lolita Oswaldo'' der. Graham Bell, zamanla sevgilisine telefonda isminin baş harfleriyle hitap etmeye başlar ve bu Lolita'yı telefonu her açışında ''alo'' diye karşılar. İşte telefonda kullandığımız ''alo sözcüğü Graham Bell'in sevgilisinin adının kısaltmasıdır.
Bu hikayenin sonrasında sevgilisi, Graham Bell'in bitmek tükenmek bilmeyen denemelerinden rahatsız olur ve Bell'i terk eder, ama ismi milyarlarca insanın ağzında her gün söylenmeye devam eder.
Yeni bir şey öğrendikçe hiçbir şey bilmediğimi anlıyorum ve sorgulamanın, soru sormanın öneminin iyice farkına varıyorum. Size ''alo'' diyorum :)
Arda Girgin
21 Mart 2012 Çarşamba
Ruhun Şad Olsun Satı Kadın

Bugün Satı Kadın'ın ölüm yıl dönümü... (d. 1890 - ö. 21 Mart 1956) Peki kimdir bu Satı Kadın?
19 Mart 2012 Pazartesi
Çanakkale Geçilmez, Mustafa Kemal Yenilmez
Çanakkale Savaşı ve Mustafa KemalKoca Seyit ve Mustafa Kemal'le Bir Anısı
Koca Seyit, 275 kilogram ağırlığındaki top mermilerini sırtlayan meşhur kahraman... Çanakkale Savaşından sonra Seyit Onbaşı'nın top mermisi sırtında fotoğrafını çekmek istediler. Kaldıramadı. Yine savaş çıksın yine kaldırırım dedi.
Çanakkale'de askerlerin menüsü; şekersiz üzüm hoşafı, bazen yarım tayın ekmek, bazen 1 tayın ekmek, bazen ekmek yok...
Koca Seyit'e 1 tayın ekmek yetmiyor, Koca Seyit'in tayınını ikiye çıkaralım diyorlar. Koca Seyit, diğer arkadaşlarıma da 2 tayın verecekseniz bunu kabul ederim diyor. Bakıyorlar imkanlar kısıtlı, bu mümkün değil Koca Seyit'e de 1 tayın ekmek veriyorlar. İşte bu Koca Seyit'in koca ruhu, koca yüreğidir Çanakkale Savaşını kazandıran... Daha sonra Mustafa Kemal'le karşılaşınca aralarında şöyle diyalog geçti:
-Koca Seyit denen onbaşı sen misin evladım?
-Evet benim kumandanım.
-Tek başına nasıl kaldırabildin koca gülleyi?
-Allah’ın izniyle oluverdi kumandanım. Sankim gülle ufacık tefecik bir çam bölmesi gibi geliverdi.
-Peki asker, sen kumandanlarından hiçbir para, altın gibi ödüller kabul etmemişsin, varlıklı da değilsin, acaba bu nedendir?
-Olsun komutanım. Memleketimize kırkyılın başı bi iş, bi hizmet yaptıysak, hemen ödül, mükafat mı olurmuş. Sonacım benim eskerlemdeki en büyük mükafatı siz verdiniz. Beni yanınıza çağırıp, fincan gayve sunmanız benim için en büyük mükafattır, gumandanım!
-Asker gülleyi kaldırdığın gibi beni de kucaklayıp kaldırabilir misin? Söyle asker, çekinmeden söyle, kaldırabilir misin?
Koca Seyit biraz durakladıktan sonra, Atatürk’ün yüzüne anlamlı şekilde bakıp, sorusunu yanıtlar:
-Hayır kumandanım.
-Niye, ben koca gülleden daha ağır mıyım sanki?
-Gülle başka, siz gene başka kumandanım. Sizi ben del kimsecikler galdıramaz. Çünküm sizin büyüklüğünüz, ağırlığınız gülleyle ölçülemez, gumandanım!
-Sanıyorum eski bir askersin. Askerlikten bıktın mı, terhis olup da evine döndükten sonra bu ocağa seni yeniden çağırsalar severek, isteyerek, gönlünce yine koşar gelir misin?
Koca Seyit hiç düşünmeden:
-Tabey gelirim gumandanım. Değil dokuz sene on sekiz sene de yapsam ekserlimi sizin gibi gomutanlar haydin ekser ocana gelin dedi miydi tabeyke hemen gene koşup gelirin, cevabını verir.
Seyit Onbaşı, savaştan sonra ormancılık ve kömürcülük işlerine devam etti. Bir gün Mustafa Kemal'in karşısına çıkaracaklar, üstü başı kömür içinde, eve gidip üstümü değiştireyim diyor, olmaz paşa bekler diyorlar. Apar topar götürüyorlar. Kaymakam, bu halde paşanın karşısına çıkaramam, şunu gidin bir hamama götürün diyor. Hamama götürüyorlar Koca Seyit'i. Kıyafet de bulmak lazım buna diyorlar, kaymakamın kıyafetini veriyorlar Seyit'e. Seyit iri yarı, kaymakam kısa boylu, Seyit'in üstünde komik duruyor kaymakamın elbisesi. Atatürk, Seyit'i bu halde görünce gülüyor. Hey Koca Seyit bu ne hal? diyor. Seyit: Paşam kaymakam hamamına giren böyle olur diyor. Aralarında şöyle diyalog geçer:
- Sana maaş bağlatalım Onbaşı
- İstemem gomutanım, ben para için değil milletim için orduya hizmet ettim.
Bu cevap karşısında Atatürk çok duygulanır..
Ancak Seyid Onbaşı her ne kadar maaş istemesede ilk gazi maaşı kendisine bağlanır..
1939da Seyid Onbaşı öldüğünde ortaya şöyle bir şey çıkar; gazilik maaşı hesabında birikmiş, Koca Seyid ise paranın bir kuruşuna dahi dokunmamıştır..
Çanakkale Can Pazarında Oğlunun Ölüsünü Gören Doktor
Çanakkale'de sağlık imkanları çok yetersiz, yaralıların yaşama şansı yüzde 50'den az ise ölüme terk ediliyor, kurtarılma şansı yüksek olanlarla aralarında zorunlu bir tercih yapılıyor. Bir tane yaralının yüzünü açıyorlar, doktor bir bakıyor, öz oğlu, oğluna torpil yapmıyor, hemen diğer yaralıyı istiyor, oğlunun mezarına ancak ertesi gün gidiyor. Bugün kaç tane doktor bunu yapabilir?
Çanakkale ruhuna çok ihtiyacımız var, o ruhu özlüyoruz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün Çanakkale kahramanlarının, şehit ve gazilerimizin ruhu şad olsun.
Mehmet Akif Ersoy'un dizeleriyle bitirelim:
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı
Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı
Arda Girgin
Not: Çanakkale'deki savaşa ait tarihi eserler 1973'te Milli Park yapılıp koruma altına alınana kadar devlet ve halk tarafından satılmış. Tarihimize sahip çıkamıyoruz. Tarihine sahip çıkmayanın geleceği olmaz.
7 Mart 2012 Çarşamba
''Zulme Karşı Direnmeye Var mısınız?''
Başlıktaki sözler Emine Ülker Tarhan'a ait. Herkesi zulme karşı direnişe, dişe diş, göze göz mücadeleye çağırıyor.25 Şubat 2012 Cumartesi
Vagon Li ve Türk Dili
KPSS'ye çalışırken öğrendiğim 89 yıl önce bugün yaşanan Vagon Li olayı,19 Ocak 2012 Perşembe
Agos Önü
Agos ÖnüBir Cuma günü
Agos'un önü
Oldu kan gölü
Yerde yatıyor ölü
Güvercinleri ürkütmeyin
Özgürce uçabilsin
Hrantları öldürmeyin
Düşünceyi savunabilsin
O özgür bir güvercindi
Avcı gagasından vurdu gitti
Onu köpeklere yem etti
Avcılar öldürmeyin güvercinleri
Bu ne biçim ülke anlayamadım ki
Ölmeden önce vatan hainiydi
Şimdi oldu şehit gazeteci
Yarın öbür gün unutulmayacak mı
Biz yüzyıllarca kardeşçe yaşamadık mı
Soykırım denen hikaye emperyallerin uydurması
Şimdi onların eline öyle bir koz verdik ki
Bu fanatik meczup katil vatanına mı hizmet etti
Arda Girgin
Hrant Dink 5 yıl önce bugün öldürüldüğünde yazmıştım bu satırları... Katilin arkasındaki karanlık güçlere hala dokunulamadı.Katili de yaşının küçük olması nedeniyle yakın bir zamanda serbest kalacak.Hrant Dink de böyle Ocak aylarında gündem saptırma malzemesi,mezesi olarak kullanılacak,unutulacak.Bu cinayet tarihin puslu sayfalarında yerini alacak. Nokta.......................
13 Ocak 2012 Cuma
Zeitgeist-Zamanın Ruhu

7 Ocak 2012 Cumartesi
Metin Uca-Hakuna Matata-Takma Kafana

14 Aralık 2011 Çarşamba
Platini,Uefa ve Şike

2012 Avrupa Şampiyonası Elemeleri...Fransa-Bosna maçı... Bosna yense 1. olup direkt olarak Euro 2012'ye gidecek,Fransa Playoff oynayacaktı.Bosna 1-0 öndeyken Fransa dandik bir penaltıyla beraberliği yakaladı.Pozisyonda faul olmadığı gibi hareket de ceza sahası dışındaydı.Neticede Platini'nin Fransa'sı Avrupa Kupası'nda!..
Euro 2016 da Platini'nin Fransa'sına verildi. Daha önce Fransa'da 2 Dünya,2 Avrupa Kupası düzenlenmesine rağmen...Fransa'nın Euro 2016 organizasyonu için yarıştığı Türkiye'de ise nedense Dünya Kupası da Avrupa Şampiyonası da düzenlenmedi!
Platini'nin ülkesinin takımı Lyon'a sadece 7-1 galibiyet yetmiyordu tabii ki... Ajax'ın da Real Madrid'e farklı yenilmesi gerekiyordu.Ajax'ın buz gibi 2 golünü ofsayt gerekçesiyle vermedi hakem!Real Madrid Ajax'ı 3-0 yendi.
Platini'ye bu maçtan sonra şike iddialarınu soruyorlar:'' Bu maçla ilgili hiçbir şüphem yok'' diyor! UEFA başkanının maçtan hemen sonra sıcağı sıcağına karar vermesi şaşırtıcı gerçekten.. UEFA Fenerbahçe ile ilgili kararı da hemen vermişti.Türkiye'deki gazete küpürlerinden,savcı ile ayak üstü görüşmesinden...Neticede Fenerbahçe'yi masumiyet karinesine aykırı olarak mahkumiyet karinesi ile mağdur etti UEFA... FB'yi mahkum eden UEFA,aleni şike yapan Lyon'u mahkum edecek mi? Hiç sanmıyorum, Lyon Platini'nin takımı,kollanır.Çifte standartlı UEFA'dan bu beklenir.
Hukuka da Fransız olan Platini,Fenerbahçe'yi kesinleşmiş yargı kararı olmadan peşinen mahkum ederken ülkesinin takımı Lyon'u şike yapılmamıştır diyerek peşinen savunuyor.Bu maçı araştırın,soruşturun, yapamıyorsanız bizim özel yetkili gazeteci Mehmet Baransu'yu, özel yetkili savcıyken özel yetkili milletvekili olan Şamil Tayyar'ı,her boka ROK'u gönderelim!
Futbolda organize çete varsa en büyük organize çete UEFA'dır.Şikeci varsa şikecinin ağababası Mösyö Platini'dir.
Fenerbahçe'nin,doğal olarak Türkiye'nin bu kadar açık bir haksızlığa uğraması karşısında UEFA Asbaşkanı olan Fenerbahçeli Şenes Erzik ne yapıyor?Hiçbirşey yapamıyorsa istifa etmek de mi aklına gelmiyor?Nedir bu koltuk,makam aşkı,doymadın mı?Başkan olamayacağın belli, ömür boyu UEFA Asbaşkanı olarak mı kalacaksın?
23 Kasım 2011 Çarşamba
Dersimiz Dersim,Tarihimizle Yüzleşelim!

Dersim tartışması durup dururken CHP'li bir milletvekili tarafından açıldı.AKP ise doğal olarak bunu CHP'yi ve Atatürk'ü suçlamak için fırsat olarak bildi.Bu gündemin üstüne balıklama atladı.
Yandaki fotoğrafta gördüğünüz kişi; isyanın elebaşısı,o zamanın teröristi,idam edilen Seyit Rıza...
Ben Dersim olayı ile ilgili birçok kitap okudum,Dersim'i iyi çalıştım.
1935 yılında Tunceli vilayeti kuruldu.O vilayetin ve bölgenin eski ismi Dersim'di.
''1936 yılının ilk aylarından başlayarak Tunceli ilinde reform uygulamalarına ve yoğun inşaat çalışmalarına girişildi.Bir yandan yollar açılmaya,köprüler yapılmaya,okullar,karakollar inşa edilmeye;diğer yandan da vilayet idare ve adliye teşkilatında reform yapılmaya başlandı.Kısacası,yeni adı Tunceli olan Dersim yöresi halkını kalkındırmak için uğraşılıyordu.Bu kalkınma atılımı seyyid,ağa,bey takımının hiç hoşuna gitmedi.Onlar üretmeden tüketmeye,hırsızlık ve soygunlarla yaşamaya,cahil halkı sömürmeye alışmışlardı.İlkel düzenlerinin bozulacağını anladılar ve kalkınma çalışmalarına karşı önce pasif direnişe geçtiler.''(Bilal N. Şimşir-Kürtçülük II-s:395-396-397)
Daha sonra köprü yıktılar,telefon kellerini kestiler,jandarma birliğine pusu kurdular.Karakolları,Jandarma bölüklerini bastılar.
En sonunda hükümete ültimatom göndererek Dersim'de jandarma bulundurulmaması,yeni köprüler inşa edilmemesi,bölgede yeni bir idari gücün kurulmamaması,silahların ellerinden alınmaması ve vergilerini hükümetle yapacakları müzakerelerde elde edilecek sonuçlara göre ödenmesine izin verilmesini istediler.
Dönemin Apo'su Seyit Rıza ve aşireti şimdiki PKK gibi bölgenin kalkınmasını,gelişmesini,ilerlemesini istemiyordu.Devlet otoritesini tanımıyor,askere gitmek,vergi vermek istemiyordu.Osmanlı'dan kalan ayrıcalıklı,özerk konumlarını korumak istiyorlardı,sorunun asıl kaynağı buydu.
Seyit Rıza,İngiltere Dışişleri Bakanlığına mektup yazarak yardım istemiştir.Mektubun sonunda da Seyit Rıza-Dersim Başkomutanı yazmıştır.Bu bile Seyit Rıza'nın ihanetini ortaya koymaya yeter.
Atatürk'ü suçlamak yetmedi,şimdi Dersim Harekatına katılan manevi kızı,Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen'i suçluyorlar.Sabiha Gökcen'e katil diyorlar,onun adının havaalanından silinmesini istiyorlar.Dünyada bir harekata katılan uçak pilotunu katillikle suçlayan tek ülkeyiz herhalde!Atatürk harekat sırasında uçağın düşürülmesinden çok korkmuştur ve Sabiha Gökcen'e kendini koruması için kendi silahını vermiştir.Sabiha Gökçen anılarında keçileri bile bombaladıklarını itiraf etti diyorlar bi de...Sabiha Gökçen'in Oktay Verel tarafından kaleme alınan anılarını okudum,orada Dersim harekatını pek fazla ayrıntıya girmeden anlatır Sabiha Gökçen ama kitapta böyle bir ifade yok.(Atatürk'le Bir Ömür-Sabiha Gökçen)
CHP yavaş yavaş bir redd-i miras anlayışına doğru gidiyor.Mustafa Muğlalı'nın isminin kışladan kaldırılmasını istedi Kılıçdaroğlu,kaldırıldı.Şeriatçılar ve Kürtçüler çok memnun oldu!Mustafa Muğlalı olayını daha önce anlatmıştım.http://bihaberport.blogcu.com/mustafa-muglali-olayi-ve-kilicdaroglu/8781816 Şimdi de Atatürk'ü ve CHP'yi karalayan Dersim tartışması CHP'li olmadığını söyleyen CHP milletvekili tarafından üstelik Atatürk'ün öldüğü 10 Kasım'da Fettullahçı Zaman Gazetesi'nde çıkan röportajla açıldı!Bu milletvekiline sadece kuru bir uyarı yapılırken bu milletvekilini eleştirenlere disiplin yolu açıldı!Yeni CHP ile söylenecek çok sözüm var ama bu yazının konusu değil.
Dersim'izi iyi çalışalım,tarihimizle yüzleşelim! ama tarihle yüzleşme safsatası altında Atatürk'ü,Cumhuriyet'i tarihi ters yüz ederek karalamayalım.
Bu konu ile ilgili tavsiye kitaplar:
Atatürk'le Bir Ömür-Sabiha Gökcen
İsmet Paşa'nın Kürt Raporu-Saygı Öztürk
Kürt İsyanları-İsmet Bozdağ
Kürtçülük II-Bilal N. Şimşir
Arda GİRGİN
28 Ekim 2011 Cuma
Türkcan Seni Unutamam

Türkcan seni anlatmaya nereden başlasam,sözcükleri nasıl toparlasam,cümleleri nasıl sıralasam?
İlkokulda sınıf arkadaşım,alt komşumdun.Sonra aynı mahallede başka bir eve taşınmıştınız.Birbirimizin evine gidip gelirdik ders çalışmak için!Ben tembeldim,benim derdim ders çalışmak değildi,derdim oyun oynamaktı,oyun oynayacağız diye dört gözle beklerdim bizim eve geldiğin zaman... Bizim dar ve uzun koridorda futbol oynardık.Rövanşını sizin evde yapardık,basket de oynardık.Okey taşlarını futbolcu yapıp futbol oynatırdım ben hatırlar mısın,sana da öğretmiştim,ben yavaş ve aheste oynarken sen okey taşıyla bam diye vururdun bilyeye,gol attım,yendim derdin. Ne atari vardı o zaman,ne Playstation,ne bilgisayar,tek oyuncağımız bunlardı işte...
Sizin evin dibindeki Kız Meslek lisesine de giderdik futbol oynamak için... Sana hep boş kaleye gol attığın için beleşçi derlerdi ilkokulda... Seninle top oynarken ettiğimiz kavgaları bile özledim,bir kere top oynarken kavga ettiğimizde;uzaktan akrabalığımız bile var bizim bunla demiştin,hiç unutmam.Uzaktan akrabalık değildi ama şöyle bir yakınlık vardı aramızda:Annesi Nesrin teyze,rahmetli anneannemin komşusuydu,annem ve rahmetli anneannem küçüklüğünü bilirdi annesinin...
Neyse,kavga demiştim, senle dershane servisinde ettiğimiz kavgaları bile özledim,küs duramaz hemen barışırdık,sen küs durmayı sevmedin,servisten eve doğru giderken benim gönlümü alırdın,barışırdık.
Dershane,servis demişken aklıma geldi birkaç sefer rahmetli baban Yakup amca arabayla götürmüştü bizi dershaneye ilkokul 5. sınıfta... Çok severdim onu da şeker gibiydi,espriliydi... 5 yıl öne kaybetmişsiniz,duyunca çok üzülmüştüm,öldükten 1 yıl sonra öğrendiğim için başsağlığı dileyemedim,acını tazelemek istemedim.Bu yüzden hala mahcubum sana karşı...
Servis dedik,5. sınıftaydık,hani ben ilkokula servisle gidiyordum,birgün sen de misafir olarak bindin servise,sonra bana sen niye servisle gidiyorsun,evin yakın,birlikte yürüyelim dedin,ben sonra servisten ayrıldım,çantam ağır geliyordu o yüzden servise biniyordum ama senle konuşa konuşa eve kadar yürürken zaman da çabuk geçiyordu,yol da çabuk bitiyordu,çantanın ağırlığını da hissetmiyordum.
İlkokuldayken birgün sizin evde doğum gününü kutlamıştık hatırlıyor musun? Ben,sen,Rauf,sadece 3 kişiydik ama çok eğlenmiştik.
Yine aynı senelerde bizim evin aşağısındaki kahvede FB-BJK maçını izliyorduk.O zaman maçları Cine 5 veriyordu.Ben Beşiktaşlıyım,sen Fenerliydin.Maç O-O'ken son dakikada Sergen bir frikik atıyordu hani,çocukluk arkadaşım Burak'la 50 kuruşuna iddiaya girmiştiniz.Sen atamaz demiştin,Sergen golü atmıştı.Belki de tek borcun o 50 kuruştu,çünkü sen kimseye borçlanmazdın.Yine öldüğün gün de bir Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi vardı,ne yazık ki izleyemedin!
Rauf,Beşiktaş-Fenerbahçe demişken hani Rauf'la beni bir günlüğüne Fenerbahçeli yapmıştın okuldan eve dönerken hatırlar mısın,seni kıramamıştık olduk demiştik.Eve dönünce düşündüm,bunun ne kadar mantıksız olduğunu anlayıp Beşiktaş'a geri döndüm.Yarım saatlik bir Fenerbahçeliliğim var sayende...
İlkokul andacında sanık sandalyesi diye bir bölüm vardı hatırlarsın;senin suçun orada ikametgah değiştirmekti,benimkisi karate yapmak... Andaçta benimle ilgili;''Aramızda kalsın ama size tavsiyemiz sinirliyken yanına yaklaşmayın.Çünkü böyle anlarda kafa veya kolla kurtulmak mucizedir'' diye yazmıştın.
Yıllar sonra ilkokul arkadaşlarıyla toplandığımızda görüşmüştük,Güzelyalı'dan,İnciraltı'na,oradan Alsancak'a baya gezmiş,eğlenmiştik.Dönüşte senin arabada çantamı unutmuştum.Telefonumun şarjı bittiği için cep telefonunu da kaydedemiştim.Andaçtan buldum ev telefonunu,biz ilkokuldayken cep telefonu yoktu malum... Evin yakın zaten gittim hemen aldım.
Ondan sonra bir de yine ilkokul arkadaşlarıyla toplanıp İnciraltında kahvaltıya gitmiştik birlikte...Ondan sonra bir daha görüşemedik ne yazık ki!..
En son seni Güzelyalı'da bir kafede görmüştün,yanında kız arkadaşın olduğun için çekindim,yanına gitmedim.Nereden bilebilirdim ki son görüşüm olacağını? Bilseydim yanına gelmekle kalmaz,bıktırana,sen beni kovana kadar son kez uzun uzun geçmişten,anılardan... konuşurdum.
Her ölüm erken ölümdür der şair Cemal Süreya,senin ölümün baya erken oldu be Türkcan,kalleşçe,kahpece,şerefsizce bir kurşunla...Ah Türkcan ah!
Andaçta senin için yazıldığı gibi;''Senden ayrılacağımıza asla üzülmüyoruz çünkü sen bizim kalbimizde ve gönüllerimizde hayat boyu yaşayacaksın.Sen unutulup gidecek biri değilsin.''
Şimdi ben Kız Meslek lisesinin,sizin evin oradan nasıl geçeceğim Türkcan,Kız Meslek Lisesine oy kullanmaya giderken bile ayaklarım geri geri gidecek,ah Türkcan ah!..
Önce Hasan Berk gitti genç yaşta trafik kazasıyla aramızdan,şimdi de sen...
Bu satırları yazmak için gözyaşlarımın kurumasını bekledim,gözyaşlarım bu satırların sonunda tekrar sel oldu.Toprağın gözyaşlarıyla ıslansın ,toprağın bol olsun...Yakup Amcaya ve Hasan Berk'e selam ve sevgilerimi ilet.Nur içinde yat.
28 Ağustos 2011 Pazar
Tiyatro Aşığı Bir Adam!
Tiyatro oyunu biter,oyuncular,seyirciler herkes gider, birtek o kalır,koltuğunda bekler.Temizlikçi gelir, salonu boşaltması gerektiğini söyler.O,temizlikçiye ısrarla patronla görüşmek istediğini söyler.Temizlikçi onu patrona götürür.
Patrona burada kalmak istediğini söyler,kendisine bir iş vermesini ister.Patron da ona kitaplığı yarım saatte temizlersen seni işe alacağım der.10 dakika içinde temizliği bitirir,işe alınır,fakat kalacak yeri yoktur.Tiyatro sahibi ona kütüphane temizliği görevi verir ve ona kütüphanede kalmasını söyler.Bu tiyatro ve kütüphane onun hayatını değiştirir.
Bu tiyatro sevdalısı adam ,16. yüzyılda yazdığı tiyatro oyunları hala oynanan,eserleri güncelliğini koruyan dünyaca ünlü İngiliz şair ve yazar William Shakespeare'dir.
Arda GİRGİN
Ramazanlık-Bayramlık Bektaşi Fıkraları
27 Ağustos 2011 Cumartesi
Patrondan Kurtulma Sanatı Filmi İzlenimlerim
18 Ağustos 2011 Perşembe
Yapma Teoman,Bırakma Aman!
12 Ağustos 2011 Cuma
Can'dır Yücel
Hep doğum günü yazacak değilim,bugün de bir ölüm yıldönümünü yazacağım.12 yıl önce 12 Ağustos'ta aramızdan ayrıldı şair Can Yücel.
1-Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen2-Gökyüzünde bi bulut3-Bitliste beş minare4-Bir yazlık biri kışlık iki platonik sevgili5-Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigaraiçilen beyaz duvarı6-Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü7-Palandökende bi palan, iki döken8-Kostamonu da üç kasto9-Üç fay hattı10-Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma11-Dünyada mekan12-Ahirette iman13-Denizde kum14-Uzayda yerçekimsizlik15-Bi çuval gazoz kapağı16-Bi kiprit kutusu sigara izmariti17-Onsekiz saç biti18-Biri ingilizce 6 adet küfür19-Yirmi tane boş naylon poşet20-Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht21-Bi sürü saç sakal, kıl, tüy, yün22-Üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank23-Bi ayakkabı çekeceği24-Üç don lastiği25-İki büyük taş kütlesi 26-Bir adet ağaç gölgesi27-Üç kuş kanadı sesi28-Bi sürü kedi köpek29-Bi marmara denizi30-Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci31-Her aksam karıştırılan dört çöp bidonu32-Çalip çalip kaçılan beş melodili apartman zili 33-Nakit 15 lira34-Anne babadan kalma yarısı yaşanmış bi ömür... şeklinde açıkladığı malvarlığını miras olarak bıraktı.
''Sene 1943.*
Ankara Atatürk Lisesi’nin en pırıltılı iki öğrencisi
-birbiriyle canciğer- devlet bursuyla yurtdışında eğitime gidebilmek için, Milli
Eğitim Bakanı’nın makam odasına girerler. Bakan bakar çocuklara, “sen oğlum,
fazlasıyla hak ettin, gideceksin” der... Sonra öbürüne döner, “sen oğlum,
fazlasıyla hak ettin ama, gönderemem, kalacaksın” der. Çocuklar çıkar
odadan...*
“Kalan” elini cebine sokar, yıllardır biriktirdiği harçlıklarını
“giden”e uzatır, al bunu lütfen, hiç olmazsa amacımı kısmen gerçekleştireyim
der... Kucaklaşır, vedalaşır iki arkadaş.
*
Giden, Gazi Yaşargil.*
Kalan, Can Yücel.Milli Eğitim Bakanı’nın oğlu!''(Yılmaz Özdil-KPSS-Hürriyet) http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15620973.asp
Lafını esirgemeyen,yeri geldi mi küfürü basan,göte göt demeyi bilen biridir Can Yücel.Can Yücel,yazılarında göt kelimesini kullandığı için mahkemeye verilir.Can Yücel mahkemede şu fıkrayı anlatır:Bir köyde ateşli bir hasta vardır,kasabadaki doktora götürülür.Doktor fitil verir,köylülere fitili anüsten vermesini söylerler.Köylüler tabii anüs nedir bilmez,koskoca devletin doktorunu aramaya çekinip muhtara haber verirler,muhtar doktoru arar.-Biz ne yapacağımızı bilemedik dohtor bey.Muhtar,köylülere döner:Makattan verin dedi dohtor der.Makat nedir,onu da bilememiş tabii köylüler,bu sefer ihtiyar meclisi toplanmış,yine biri aramış doktoru,çok kızacak doktor çok diye söylenmişler kendi aralarında... Sonunda doktoru arayan köylü,dedim ben size çok kızacak diye,götüne sokun dedi :Can Yücel,ne diyeyim hakim bey,bizim köyde göte göt derler diye bitirir savunmasını ve beraat eder.
Can Yücel'e bir televizyon programında bir öğrenci,soru sormuş olmak için sorar:Hangi takımı tutuyorsunuz? Can Yücel:Valla eşimle ben genellikle benim takımlarımı tutuyoruz.
Yine bir televizyon programında rahmetli Duygu Asena,Nazım Hikmet için kartpostal şairi demiştir.Can Yücel,televizyona bağlanarak Duygu hanım,kart sizsiniz,postal da size girsin diyerek telefonu kapamıştır.
Can Yücel'e sorarlar:Zeki Müren'e niye paşa diyorlar? Can Yücel:Paşalara ibne diyemedikleri için ibnelere paşa diyorlar.
Komünizmle ilgili bir tartışmada Can Yücel'e de fikrini sormuşlar. Can Yücel:Türkiye'de komünist olmak tüzük değil büzük ister.
Bir kadın;Can Bey, sizin hayranınızım der.Can Yücel:Yatalım o zaman.Kadın:Aşkolsun.Can Yücel:Aşk da olacak tabii...
Can Yücel birgün sarhoşken gökyüzüne bakar,Can Yücel'den şairane bir söz bekleyen arkadaşı sorar:Baba ne görüyorsun? Can Yücel:Çok sarhoşum,a.. koyayım.
Can Yücel'in Yeni Türkü tarafından bestelenen Başka Türlü Bir Şey şiiri ile yazıyı bitirirken ışıkla kal Can Yücel diyorum.
BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞEY
Başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,havası ayrı hava..
bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka tadı başka..
